Adnan İLTER

Tarih: 04.03.2026 13:26

SAVAŞTA GÜÇLÜ OLMAK MI KAZANMAK DEMEKTİR, YOKSA İSTİKRAR KURABİLMEK Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

Savaş meydanlarında tanklar ilerler,
füzeler hedefe ulaşır,
şehirler yıkılır.

Ama savaşların gerçek sonucu çoğu zaman cephede değil, masada ortaya çıkar.

Bugün konuşulan tablo açık.
Askerî güç dengesi açısından bakıldığında
ABD ve İsrail tarafı teknik üstünlüğe sahip.
Hava gücü, istihbarat kapasitesi ve teknoloji avantajı…

İran’ın balistik ve nükleer altyapısı zayıflatılabilir. Askerî olarak geri düşürülebilir.

Fakat mesele sadece askerî değildir.
Çünkü savaş; haritayı bombalarla değil, sonuçlarıyla değiştirir.

İran kolay teslim olacak bir ülke değildir.
Vekâlet savaşlarıyla, bölgesel aktörlerle ve asimetrik hamlelerle çatışmayı zamana yayabilir.

İşte tam bu noktada gerçek soru ortaya çıkar:
Bir ülke askerî olarak zayıflatıldığında,
o coğrafya gerçekten istikrara kavuşur mu?

Irak’ı gördük.
Libya’yı gördük.
Suriye’yi yaşadık.

Askerî galibiyet, siyasi barış anlamına gelmedi.
Bu tür savaşlarda “tam kazanan” yoktur.

Kazanan; ekonomik dengeleri yeniden kurabilen,diplomasiyi masada şekillendirebilen,
bölgesel güç mimarisini doğru okuyabilen taraf olur.

Savaş bittiği gün değil, savaşın ardından kurulan düzen belirler kazananı.

Gerçek galibiyet; yıkmak değil, istikrar kurabilmektir.

Ve unutmayalım:
Savaşın faturası cephede değil;
ekonomide, göçte, enerji fiyatlarında,
gençlerin umudunda kesilir.

Sonuç mu?

Belki askerî üstünlük olabilir. Ama siyasi zafer garanti değildir. Belki rejimler sarsılabilir.
Ama belirsizlik yıllarca sürebilir.

Bugün dünya bir kez daha aynı soruyla karşı karşıya: Güçlü olmak mı kazanmak demektir,
yoksa istikrar kurabilmek mi?

Savaşta kazanan taraf değil, dengeyi kurabilen akıl kazanır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —