İstanbul’da trafik artık bir ulaşım sorunu değil, bir hayat yorgunluğudur.
Bu şehirde insanlar işe gitmiyor; sabırlarını, zamanlarını ve umutlarını yola bırakıyor.
Sabah 08.00…
TEM kilit. D-100 ağır. Köprüler suskun.
Bir baba direksiyon başında saate bakıyor,
bir anne metrobüs kalabalığında çocuğunun elini sıkı sıkı tutuyor.
Herkes aynı cümlede buluşuyor:
“Bugün de geç kaldık.”
Yıllardır yol yaptık, kavşak yaptık, köprü yaptık.
Ama her yeni yol, birkaç ay sonra yine doldu.
Çünkü sorun yol eksikliği değil, yanlış planlama.
Herkes aynı saatte yola çıkarsa,
herkes aynı merkezlere akarsa,
şehir değil, sabır tükenir.
İstanbul’un trafiği betonla değil, ortak akılla çözülür.
Bugün birçok İstanbullu özel aracını keyfinden değil, çaresizlikten kullanıyor.
Metrobüste izdiham, metroda bitmeyen merdivenler, duraklarda taşan kalabalık…
İnsan her sabah mücadele etmek istemez.
Rahat, hızlı ve güvenilir olanı seçer.
Dünyanın büyük şehirlerinde insanlar arabayı değil, zamanı tercih eder.
İstanbul da bu gerçeği kabullenmek zorunda.
Okullar, kamu kurumları, özel sektör…
Hepsi sabah aynı dakikada başlıyor.
Sonuç: Toplu kilitlenme.
Oysa kademeli mesai saatleri, uzaktan çalışma ve esnek modeller bu şehri rahatlatır.
Bazen büyük sorunlar, küçük ama cesur kararlarla çözülür.
Esenyurt’tan Maslak’a, Pendik’ten Beşiktaş’a…
İnsanlar her gün şehirler arası yolculuk yapar gibi yola çıkıyor.
Bu bir tercih değil, zorunluluktur.
Her şeyin merkezde toplandığı bir şehirde trafik kaçınılmazdır.
Her ilçe kendi imkânına kavuşmadıkça bu çile bitmez.
Emniyet şeridini kullanan bir araç, sadece kuralı değil, vicdanı da ihlal eder.
Kırmızı ışıkta geçen bir saniye, bir hayatın bedeli olabilir.
Trafik; yol kadar saygıdır.
Kurallar ceza korkusuyla değil, insanlıkla uygulanmalı.
İstanbul’un trafik sorunu çözülemez değil.
Ama bu çözüm erteleyerek değil;
planlayarak, adil davranarak ve cesaret ederek gelir.
Bu şehir Çözümü, yolda değil,
doğru kararların kavşağında bekliyor.
Saygılarımla,Turan YAZAN