Gün boyu konuşuyoruz. Her konuda fikrimiz var. Her olayda bir tarafımız hazır. Sosyal medyada saniyeler içinde yargı dağıtıyor, karar veriyor, infaz ediyoruz. Fakat kimse durup “Ne oldu gerçekten?” diye sormuyor.
Haber, yerini gürültüye bıraktı.
Ekranlar bağırıyor, başlıklar çarpıyor, yorumlar birbirini eziyor.
Ama ortada hâlâ net bir şey yok: Haber yok.
Günümüzün en büyük yanılgısı şu galiba: Çok şey konuşulunca çok şey bilindiğini sanıyoruz. Oysa tam tersi. Gürültü arttıkça hakikat geriye çekiliyor. Bilgi, kalabalıkta kayboluyor. Gerçek, en sessiz köşeye sığınıyor.
Artık haber vermek değil, tepki üretmek makbul.
Bir cümlelik manşetler, yarım dakikalık videolar, bağlamından koparılmış sözler… Düşünmeye zaman yok; çünkü hız çağındayız. Anlamaya gerek yok; çünkü taraf olmak yeterli.
Eskiden “Ne oldu?” diye sorardık.
Şimdi “Kim yaptı?”ya bile gelmeden “Kim suçlu?”yu biliyoruz.
Bu gürültüde en çok kaybolan şey sağduyu.
Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Herkes yazıyor ama kimse okumuyor.
Herkes haklı ama kimse mutlu değil.
Bir de tuhaf bir cesaret türedi: Bilmeden emin olma cesareti. Görmeden karar verme, okumadan yargılama… Sessiz kalanın suçlu, sorgulayanın tehlikeli sayıldığı bir iklimdeyiz. Gürültüye katılmazsan dışarıdasın.
Oysa haber dediğin şey bağırmaz.
Haber, sakin ister.
Emek ister.
Vicdan ister.
Belki de sorun medyada değil sadece; bizde. Hızlı tüketmeye alıştık, hızlı unuttuk. Gürültüyü seviyoruz çünkü düşünmek yoruyor. Çünkü hakikat bazen can yakıyor.
Yapılacak şey büyük laflar etmek değil aslında.
Bir adım geri çekilmek yeter.
Manşete değil kaynağa bakmak.
Paylaşmadan önce durmak.
Ve bazen… susmak.
Çünkü bu ülkede gürültü hiç eksik olmaz.
Ama haber…
Haber ancak onu gerçekten duymak isteyenlere gelir.
Saygılarımla,Turan YAZAN