Gelecek, sandığımız gibi uzakta değil.
O, bugünün ihmal edilmiş sorumluluklarında, görmezden gelinen adaletsizliklerinde ve susturulmuş vicdanlarında çoktan başladı.
Biz hâlâ “yarın ne olacak?” diye sorarken, yarın çoktan bugünün kararlarıyla şekillendiriliyor. Çünkü gelecek; kader değil, birikimdir. Yanlışların faiziyle, doğruların bedeliyle gelir.
Dünya zenginleşiyor. Ama insan fakirleşiyor.
Büyüme var, refah yok. Üretim var, huzur yok. Çalışan çok, güvence az.
Orta sınıf sessizce tarih oluyor. Bir zamanlar “normal” olan hayat, artık “lüks” sayılıyor. Ev sahibi olmak hayal, geçinmek maharet, borçsuz yaşamak başarı hikâyesi oldu.
Yakın gelecekte güçlü olan, çok kazanan değil;
az borçlanan, sade yaşayan ve dayanabilen olacak.
Bu, ekonomik bir krizden çok, ahlaki bir iflastır.
Siyaset artık hayal kurdurmuyor, korku üretiyor.
Diller sert, sınırlar keskin, insanlar kutuplara ayrılmış durumda.
Devlet, vatandaşı dinleyen değil; izleyen, ölçen, denetleyen bir yapıya evriliyor. Güvenlik özgürlüğün, düzen itirazın önüne geçiriliyor. Vatandaş hak sahibi değil, yönetilmesi gereken bir veri hâline geliyor.
Geleceğin sorusu şu olacak:
“Kimi seçtik?” değil, “Neye ses çıkarabildik?”
Hiç bu kadar görünür olmamıştık, hiç bu kadar silik de olmamıştık.
Herkes konuşuyor ama kimse duymuyor.
Herkes paylaşıyor ama kimse gerçekten yaşamıyor.
Kültür hızlandı, ruh yavaşladı. Tepki düşüncenin, görüntü anlamın, gündem vicdanın önüne geçti. Kimlikler kalınlaştı, empati inceldi.
Ama sessiz bir direnç de var:
Yavaşlayanlar, sadeleşenler, kalabalıktan çekilip insan kalmaya çalışanlar…
Belki de geleceği onlar taşıyacak.
Yapay zekâ, otomasyon, algoritmalar…
Hayat kolaylaşıyor gibi görünüyor ama insanın değeri sorgulanır hâle geliyor.
Gelecekte makine hızlı olacak.
Ama asıl mesele şu:
İnsan anlamlı kalabilecek mi?
Değerli olan;
bilgi değil, hikmet,
hız değil, seçebilme,
güç değil, vicdan olacak.
Bizi bekleyen en büyük felaket ekonomik değil, siyasi değil…
İnsani.
İnsan, neden yaşadığını unutursa;
hiçbir sistem onu kurtaramaz.
Toplum, vicdanını kaybederse;
hiçbir teknoloji onu onaramaz.
Gelecek bizi beklemiyor.
Gelecek, bizim aynadaki hâlimizdir.
Bugün susarsak, yarın karanlık konuşur.
Bugün vazgeçersek, yarın pişmanlık hüküm sürer.
Bugün sahip çıkarsak, yarın umut yeşerir.
Çünkü gelecek;
parayla değil,
silahla değil,
algoritmayla değil…
İnsan kalabilenlerle kurulacak.
Ve belki de en büyük devrim şudur:
Daha çok şeye sahip olmak değil,
daha çok insan olabilmek.
Çünkü dünya güçlüleri çok gördü.
Ama insanlığı yaşatanlar,
vicdanlı olanlardı.
Sayrgılarımla,Turan YAZAN