Nebahat ÜNAL

Tarih: 19.01.2026 20:43

Ekranlardaki Zehir:

Facebook Twitter Linked-in

Kızılcık Şerbeti ve Uzak Şehir adlı diziler, bu saldırının en çarpıcı örnekleri olarak dikkat çekiyor. Reyting uğruna her şeyin mubah görüldüğü bir anlayışla, milletimizin köklerinden gelen değerleri sistematik biçimde aşındırıyorlar.


Kızılcık Şerbeti, seküler ve muhafazakâr aileler arasındaki çatışmayı konu alıyor gibi görünse de, aslında derinlerde yatan bir kutuplaşma ve değer erozyonu söz konusu. Modernizm adı altında özgürlük kisvesiyle sunulan ilişkilerdeki yalanlar, ihanetler, aile içi sırlar ve skandallar, Türk ailesinin temel taşlarını sarsıyor. 

Bu dizi, muhafazakâr kesimi gerici diye yaftalarken, seküler yaşamı ise ahlaksızlığa kapı açan bir "özgürlük" olarak pazarlıyor. Toplumun hassasiyetlerini hiçe sayan sahneler, genç nesillere "aşk her şeyi haklı kılar" mesajı vererek, sadakat ve namus gibi kavramları değersizleştiriyor. 

Ekranlarda sergilenen bu tür içerikler, Türk kadınının iffetine, onuruna ve namusuna yönelik saldırılar olarak değerlendiriliyor ve aile kurumuna suikast niteliği taşıyor.


Uzak Şehir ise daha da vahim bir tablo çiziyor. Güneydoğu Anadolu'yu çağrıştıran bir arka planda, aile içi karmaşalar, belirsiz ilişkiler ve ahlaki sınırları hiçe sayan entrikalarla dolu. Çocukların alkollü masalarda yer alması, başörtülü kadınların alkol ortamında gösterilmesi, iki kardeşin aynı kadınla ilişki içinde gibi sunulması, bebek katilliği çağrışımları yapan kurgular ve çarpık akrabalık ilişkileri... 

Bu sahneler, toplumun temelini oluşturan aile yapısıyla alay edercesine sunuluyor. Dizi, Doğu insanını şiddet, silah ve yozlaşmayla özdeşleştirerek bölge halkını aşağılıyor, 

Türk-Kürt-Arap kardeşliğini zedeliyor. Bu tür temsiller, önyargıları güçlendiriyor ve milli birliğimizi tehdit ediyor. Çocukları rakı masasına oturtmak, utanma duygusunu yok etmekten başka bir şey değil.


Türk milleti, binlerce yıllık bir tarihle yoğrulmuş değerlere sahip: Aile kutsaldır, namus ve şeref toplumun temel direğidir. İslamiyet'in kabulüyle birlikte bu yapı daha da sağlamlaşmış; aile içi ilişkiler güçlenmiş, kadın hakları korunmuş, ahlaki değerler yükselmiştir. 

Geleneksel Türk ailesi, çekirdek ve geniş aile özelliklerini harmanlayarak, sadakat, misafirperverlik, baba otoritesi ve anne merhameti üzerine kurulmuştur. Peygamber Efendimiz'in "Cennet annelerin ayakları altındadır" hadisiyle büyüyen bir milletiz biz; ailemiz devletin temel taşıdır.


Ne var ki bu diziler, küresel bir projenin parçası gibi davranıyor: Gençleri köklerinden koparmak, manevi boşluk yaratmak, aile kurumunu parçalamak... 

Reyting putu önünde her şey kurban ediliyor; iffet, sadakat, aile bütünlüğü ayaklar altına alınıyor. RTÜK'ün başlattığı incelemeler ve toplumdan gelen yoğun şikayetler ise yarayı daha da görünür kılıyor, ancak müdahaleler yeterli olmuyor. Toplumun vicdanı yaralı, hassasiyetler hiçe sayılıyor.


Artık uyanış zamanı. Bu rezilliklere dur demek, ekranlarımızı milli ve manevi değerlerimize uygun içeriklerle doldurmak zorundayız. 

Türk ailesini korumak, millet olarak geleceğimizi korumaktır. 

Bu zehirli yayınlara karşı sesimizi yükseltelim ki, yarın çocuklarımız köklerine yabancı kalmasın. Helal olsun diyecek bir nesil için, bugün harekete geçmek şart.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —