Atilla SAMAT

Tarih: 25.01.2026 21:50

BU HALE NASIL GELDİK?

Facebook Twitter Linked-in

 Bugün “her yerde var” denilerek geçiştirilen fuhuş meselesi de tam olarak bu normalleşmenin ürünü. Artık gizli saklı değil; açık, cesur ve hatta pervasız bir biçimde hayatın içine yerleştirilmiş durumda. Daha vahimi, buna giden yolların çoğu göz göre göre açılıyor.


Eskiden bu mesele utançla anılırdı. Bugün ise “tercih”, “özgürlük” ve “kimseyi ilgilendirmez” cümlelerinin arkasına saklanıyor. Evli ya da bekar fark etmiyor; ahlaki sınırlar medeni hâle göre ayarlanıyor. Oysa mesele evlilik cüzdanı değil, insanın kendine ve topluma karşı sorumluluğudur.


Bu çöküşte en dikkat çekici başlıklardan biri de butik oteller ve pansiyonlar. Denetimsizlik, gevşeklik ve “müşteri kaybetmeyelim” mantığı; evlilik cüzdanı sorulmadan, kimlik kontrolü yapılmadan kapıların açılmasına yol açıyor. Böylece bu mekânlar, bilerek ya da bilmeyerek, fuhşun lojistik ayağı hâline geliyor. Suç sadece o kapıdan girende değil; o kapıyı sorgusuz açandadır.


Bir başka karanlık alan ise sosyal medya. Artık sokakta aranan, kuytu köşelerde fısıldanan şeyler; ekranlarda süslü cümlelerle pazarlanıyor. Ahlaksızlık, estetik filtrelerle cilalanıyor. Genç zihinlere “kolay para”, “zahmetsiz hayat” ve “beden üzerinden değer kazanma” fikri sinsice işleniyor. Emek değersizleştikçe, beden metalaşıyor.


Peki bu noktaya nasıl geldik?

Önce ayıp kavramını kaybettik. Ayıp gitti, utanma gitti, sınır gitti. Sonra aile çözüldü. Evde konuşulamayan meseleler, dışarıda yanlış örneklerle öğrenildi. Okul karakter inşa etmeyi bıraktı, sadece diploma veren bir kuruma dönüştü. Medya ise sorumluluk üretmek yerine reyting peşinde koştu.


Bir zamanlar bu topraklarda ahlak; korkudan değil, vicdandan beslenirdi. İnsan yanlış yapmaktan değil, kendine yabancılaşmaktan çekinirdi. Bugün ise “yakalanmadıkça sorun yok” anlayışı hâkim. İşte çöküş tam da burada başlıyor.


Fuhuş sadece bir “ahlak sorunu” değildir; aynı zamanda adalet, ekonomi, aile ve eğitim sorunudur. Umutsuzluk arttıkça, değerler aşındıkça; insan kendini ucuz çözümlere teslim eder. 

Ama hiçbir toplum, ahlaksızlığı özgürlük ambalajına sararak ayakta kalamaz.
Çözüm, bağırmakta ya da yasak tabelaları asmaktan ibaret değildir. Elbette denetim şarttır, yaptırım şarttır, sorumluluk şarttır.

 Ama asıl çözüm; yeniden haysiyet duygusunu inşa etmektir. İnsanı sadece bedeniyle değil, onuruyla var eden bir anlayışı geri getirmektir.


Çünkü bir toplum, fuhşu konuşur hâle geldiğinde değil;

sessizce kabullendiğinde kaybetmeye başlar.Kalın sağlıcakla
Atilla SAMAT


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —