Bir toplum, yalnızca aynı sınırlar içinde yaşayan insanların toplamı değildir.
Toplum; birbirini gözeten, sınırlarını bilen ve başkasının alanına saygı duyan insanların ortak hayatıdır.
Son yıllarda sıkça “özel hayat” kavramı üzerinden tartışmalar yapılıyor.
Evet, özel hayat dokunulmazdır.
Ancak özel olan, gerçekten özel kaldığı sürece anlamlıdır.
Perdeler kapalıysa, kapılar ardındaysa, kimse kimseye karışmaz.
Ama perde açıkken yapılan her davranış artık yalnızca kişisel bir tercih olmaktan çıkar.
Çünkü o an, başkalarının da görme ihtimali olan bir alana taşınmıştır.
İşte burada mesele özgürlükten çıkıp toplumsal sorumluluğa dönüşür.
Bir apartmanda yaşıyoruz.
Aynı merdiveni kullanıyor, aynı sokağa bakıyoruz.
O sokaktan çocuklar geçiyor, aileler yürüyor, yaşlılar oturuyor.
Bu yüzden herkesin kendine sorması gereken basit ama hayati bir soru var:
“Benim davranışım başkasını rahatsız eder mi?”
Özgürlük, “canım ne isterse yaparım” demek değildir.
Özgürlük, başkasının sınırını ihlal etmeden yaşayabilmektir.
Toplumsal düzen de tam burada başlar.
Bu mesele ne bir kimlik meselesidir,
ne bir millet, ne bir köken tartışmasıdır.
Kim olursa olsun, nereden gelirse gelsin;
aynı kurallara uymak, aynı hassasiyeti göstermek zorundadır.
Asıl tehlike, uygunsuz davranışların sıradanlaşmasıdır.
Bir şey sürekli tekrar edildikçe, rahatsız ediciliği azalır.
Sonra “normal” denir.
Toplumlar da işte bu normalleşmelerle yavaş yavaş çözülür.
Eskiden insanlar “ayıp olur” diye düşünürdü.
Bugün ise “bana ne” cümlesi daha hızlı kuruluyor.
Oysa bir ülkeyi ayakta tutan sadece yasalar değil,
utanma duygusu, saygı ve karşılıklı dikkattir.
Bu yazı kimseyi suçlamak için değil.
Kimseye parmak sallamak için hiç değil.
Sadece küçük bir hatırlatma için:
Birlikte yaşıyoruz.
Ve birlikte yaşamak, biraz kendini tutmayı,
biraz başkasını düşünmeyi gerektirir.
Belki her şey bir yazıyla değişmez.
Ama bazen bir cümle, bir insanın durup düşünmesine yeter.
Toplum dediğimiz şey de zaten böyle küçük farkındalıklarla ayakta kalır.
Saygılarımla,Turan YAZAN