Sevgili okurlar, önceki yazıda dizilerin gençleri nasıl suça ve şiddete teşvik ettiğini, aşiret saltanatlarının, silahların, ceset gömmelerin, alkollü mekanların ve sanal kumar tuzaklarının nasıl bir araya gelerek yeni nesil mafyayı beslediğini anlatmıştım. Bugün o zehrin başka bir damarına değineceğim:
Ahlakımıza, örfümüze, geleneklerimize en ağır darbeyi vuran sahneler.
Artık dizilerde sadece şiddet ve kanunsuzluk yok. Bir de utanmadan, gözümüzün içine baka baka sergilenen ahlaksızlıklar var. Ensest ilişkiler…
Evet, yanlış duymadınız. Kardeş ile kardeş, üvey anne ile üvey oğul, amca kızı ile yeğen… Bunlar artık bazı dizilerde “aşk” diye yutturuluyor. İzleyiciye “yasak aşk” romantizmi yapılıyor, sanki bu en büyük günah değilmiş gibi. Gençler izliyor, beyinleri yıkanıyor. “Aşk her şeyi mübah kılar” diye öğreniyorlar. Oysa bizim örfümüzde, ahlakımızda, dinimizde böyle bir şeyin adı bile yok.
Bu sahneler, aile bağlarını çürütüyor, nesillerin birbirine bakışını kirletiyor.
Yetmiyor bir de aynı dizide bir kadının bir adamdan ayrılıp hemen diğer karakterle evlenmesi, yatağa girmesi, yeni “aşk” yaşaması…
Sanki evlilik kutsal bir bağ değil, sanki bir elbise gibi değiştirilir şeymiş. Boşanma, nikâhsız birlikte yaşama, sürekli partner değiştirme…
Bunlar normalleştiriliyor. Çocuklar, genç kızlar, genç erkekler bunları izledikçe “Hayat böyle olmalı” diyor. Evlilik mi? O da ne kadar sürecekse…
Sadakat mi? Artık modası geçmiş bir kavram. Bu sahneler, aile kurumunu yerle bir ediyor. Toplumun temel taşı olan yuva fikrini yok ediyor.
Düşünün: Akşam yemeğinde ailece oturuluyor, televizyonda bu sahneler dönüyor. Anne-baba ne diyecek? Çocuğa nasıl izah edecek? “Bak oğlum/kızım, bu televizyonda gösterilen şeyler doğru değil” mi diyecek?
Ama çocuk çoktan görmüş, çoktan içselleştirmiş. Dizilerdeki o “özgür” hayatı özlüyor. Sonra sokaklara çıktığında, o özgürlüğü yanlış yerde arıyor.
Bir bakıyorsun, genç kızlar nikâhsız ilişkilerde, genç erkekler sürekli partner değiştirerek “cool” olmaya çalışıyor. Aile bağları zayıflıyor, saygı bitiyor, edep kayboluyor.
Bu diziler sadece şiddet ve kumarla değil, ahlakı da çökertiyor. Ensest sahneleriyle tabu yıkanıyor, sürekli evlilik-aşk değişimiyle sadakat öldürülüyor. Sonuç? Çökmüş aileler, dağılmış yuvalar, kimliksiz gençler.
Yeni nesil mafya sadece silah ve para peşinde değil; aynı zamanda ahlaksızlığın, edepsizliğin peşinde. Çünkü o diziler onlara “her şey serbest” diyor.
Biz ne yapacağız peşinen? Dizileri denetleyeceğiz, ahlakımıza uymayan sahneleri ekrandan indireceğiz. Gençlerimize gerçek kahramanları göstereceğiz:
Namuslu, sadık, aile değerlerine bağlı insanları. Yoksa bu zehir, sadece sokakları değil, evleri de ele geçirecek.
Silahlar susmaz, cesetler gömülür, ama asıl büyük kayıp ahlakımız olacak.
Kalın sağlıcakla Atilla Samat



