Manzara sevindirici.
Ancak sormamız gereken asıl soru şu:
Biz bu yağmura ne kadar hazırdık?
Çünkü gerçek şu ki; uzun süren kuraklık dönemleri, bilinçsiz tarımsal sulama yöntemleri, hızla artan nüfus, plansız kentleşme ve küresel iklim değişikliğinin sert etkileri, artık su meselesini dönemsel değil yapısal bir sorun hâline getirmiştir.
Mevsimler birbirine karıştı.
Bir günde yazı, kışı, baharı birlikte yaşıyoruz.
İklim değişti.
Ama su yönetim anlayışımız değişti mi?
Her kuvvetli sağanakta milyonlarca metreküp su gözümüzün önünden akıp gidiyor.
Taşkın haberlerini izliyoruz, hasar tespiti yapıyoruz, sonra unutuyoruz.
Oysa mesele taşkın değil; suyu yakalayamamak meselesidir.
Akarsu kenarına set çekmek, suyu akarken izlemektir. Asıl akıl; o suyu depolayabilmekte, yönlendirebilmekte ve geleceğe taşıyabilmektedir.
Bu nedenle atılması gereken en stratejik adım bellidir: Baraj havzalarının su toplama alanları genişletilmelidir.
Mevcut havzalar yeniden bilimsel olarak değerlendirilmeli, mikro su toplama alanları oluşturulmalı, yağmur suyu hasadı şehir planlamasının zorunlu bir parçası hâline getirilmelidir. Yeni yerleşim alanlarında su depolama sistemleri standart olmalıdır.
Tarımda vahşi sulama dönemi kapanmalı; damla ve basınçlı sistemler gerçek anlamda teşvik edilmelidir. Şehir içindeki betonlaşma oranı azaltılmalı, geçirgen zemin uygulamaları yaygınlaştırılmalıdır.
Su artık yalnızca çevresel bir konu değildir.
Ekonomik, stratejik ve hatta milli güvenlik meselesidir.
Bugün yağan yağmur bizi sevindirebilir.
Ama yarının kuraklığı bugünden planlanmazsa, bu sevinç geçici olur.
Her kaybedilen metreküp su, geleceğimizden eksilen bir teminattır.
Her boşa akan yağmur, planlama eksikliğinin sessiz itirafıdır.
Yağmur yağdı.
Toprak şükretti.
Şimdi sıra bizde.



