Adnan İLTER


Füzelerin Gölgesinden Kara Savaşına mı?

Modern savaşın dili uzun zamandır gökyüzünden yazılıyor.


Füzeler, insansız hava araçları, uzaktan kumandalı operasyonlar…

Teknoloji savaşın doğasını değiştirdi.
Ama tarih bize şunu defalarca gösterdi:

Hiçbir savaş yalnızca gökten kazanılmaz.

Füzeler şehirleri vurabilir, altyapıyı felç edebilir, orduların hareket kabiliyetini sınırlayabilir.
Ancak savaşların kaderi çoğu zaman toprağa basan askerlerin adımlarıyla belirlenir.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan gerilimde de asıl soru budur:
Füze savaşları bir noktada kara harekâtına mı evrilecek?

Çünkü savaşın gerçek düğüm noktası tam da burada yatıyor.

Bir ülkeyi uzaktan vurabilirsiniz.
Ama rejimleri değiştirmek, coğrafyayı kontrol etmek ve siyasi sonuç üretmek çoğu zaman kara gücü gerektirir.

Ve işte tam bu noktada İran dosyası diğer birçok Ortadoğu ülkesinden ayrılıyor.

İran yalnızca bir devlet değildir.
Aynı zamanda binlerce yıllık bir tarih, güçlü bir kültürel hafıza ve derin bir kavim bilinci taşıyan bir toplumdur.

Irak’ta, Afganistan’da ya da bazı Arap ülkelerinde gördüğümüz kırılgan toplumsal yapı İran’da aynı ölçüde yok.

Elbette İran’daki siyasi rejim tartışılabilir.
İçeride ciddi muhalefet vardır.
Ekonomik sorunlar büyüktür.

Ancak tarih başka bir gerçeği de gösterir:
Bir toplum dış tehdit algıladığında iç tartışmalarını ikinci plana atabilir.

İran söz konusu olduğunda da bu ihtimal göz ardı edilemez.

Çünkü İran’da devlet ile toplum arasındaki bağ yalnızca siyasi değildir;
aynı zamanda tarihsel, kültürel ve psikolojik bir bağdır.

Bu nedenle olası bir kara harekâtı senaryosu masaya geldiğinde tablo değişir.

ABD dünyanın en güçlü ordusuna sahip olabilir.
İsrail bölgenin en teknolojik askeri kapasitesini taşıyor olabilir.

Ancak coğrafya, demografi ve toplumsal direnç savaşın matematiğini değiştirebilir.

İran büyük bir ülke.
Dağlık araziye sahip.
Nüfusu yüksek.
Ve savaş psikolojisine yabancı olmayan bir toplum yapısı var.

Böyle bir coğrafyada kara harekâtı başlatmak askeri olarak mümkündür.
Ama sonuç üretmek son derece zor ve maliyetli olabilir.

Afganistan ve Irak tecrübeleri hâlâ hafızalarda.
Ortadoğu bugün yalnızca askeri bir gerilim yaşamıyor. Aynı zamanda tarihsel bir satranç oyununun içinden geçiyor.

Ve bazen savaşın kaderini belirleyen şey yalnızca silahlar değildir.

Toplumların hafızası, sabrı ve toprağına olan bağıdır.


Ortadoğu’nun kumlarına bakarken bazen şu gerçeği unuturuz: Bu coğrafyada savaşlar sadece haritalarda çizilmez. Hafızalarda, kültürlerde ve halkların direncinde yazılır.


Füzeler gökyüzünü yarabilir.
Şehirleri sarsabilir.
Ama bir halkın toprağa tutunma iradesini kırmak o kadar kolay değildir.

Bir ülkeyi uzaktan vurabilirsiniz…
Ama bir milletin toprağıyla kurduğu bağı hiçbir füze koparamaz.