Herkes akıllı.
Herkes temkinli.
Ama neredeyse herkesin çevresinde dolandırılan biri var.
Bir mesaj geliyor.
Bir telefon çalıyor.
Bir link, bir kampanya, bir “acil” uyarı…
Ve bir bakıyorsun, olan olmuş.
Dolandırıcılık artık sokak aralarında değil.
Ekranlarımızda, ceplerimizde, hatta ses tonlarında dolaşıyor.
Kendini polis diye tanıtan da var, banka çalışanı gibi konuşan da.
İkna ediyorlar çünkü ezberleri var, psikolojiyi biliyorlar.
Burada önemli bir yanılgı var:
Dolandırılan insanlar saf olduğu için dolandırılmıyor.
İnsan oldukları için dolandırılıyor.
Panik anı yaratılıyor.
“Kartınız kapatılacak”,
“Hesabınız ele geçirildi”,
“Adınız bir soruşturmaya karıştı”…
O anda mantık değil, korku devreye giriyor.
Dolandırıcı da tam bunu istiyor.
En tehlikelisi ise şu:
Utanç.
İnsanlar dolandırıldığını söylemekten çekiniyor.
“Nasıl kandım?” diyor.
Susuyor.
Ama susuldukça bu tuzaklar çoğalıyor.
Oysa dolandırılmak ayıp değil.
Uyarılmamak tehlikeli.
Unutmamız gereken birkaç basit ama hayati gerçek var:
Banka telefonda şifre istemez
Polis para talep etmez
Hiçbir “acil işlem” telefonda çözülmez
Tanımadığın link güvenli değildir
Bunları bilmek yetmiyor bazen;
hatırlamak gerekiyor.
Bu yüzden bu mesele bireysel değil, toplumsal.
Bir kişi dikkat ederse kendini kurtarır.
Toplum dikkat ederse başkalarını da korur.
Belki de yapmamız gereken şey çok basit:
Bir mesaj geldiğinde hemen tıklamamak.
Bir telefon geldiğinde hemen inanmak yerine durmak.
Ve etrafımızdakileri uyarmak.
Çünkü bugün dolandırılan kişi “başkası”.
Yarın o telefon, o mesaj hepimize gelebilir.
Dikkat korkaklık değildir.
Tedbir panik değildir.
Şüphe, bu çağda bir erdemdir.
Bir tık durmak,
bir nefes almak,
bir kere sormak…
Bazen bütün farkı yaratır..
Sayglarımla,Turan YAZAN



