TURAN YAZAN


Bilgi Çağında Cehalet Neden Bu Kadar Cesur?

Bilgi Çağında Cehalet Neden Bu Kadar Cesur?


Tarihin hiçbir döneminde bilgi bu kadar ulaşılabilir olmamıştı.
Bir tuşla kütüphaneler cebimizde, uzmanlar ekranımızda, dünya avucumuzda.
Ama garip bir çelişki var: Bilgi arttıkça cehalet azalacağına, daha da cesur hâle geldi.

Artık bilmemek ayıp değil.
Bilmediğini kabul etmek ise neredeyse imkânsız.

Çünkü cehalet bugün utanmıyor. Aksine konuşuyor, bağırıyor, hatta ders veriyor. Üstelik özgüveni tam. Kaynağa ihtiyacı yok, şüpheye tahammülü yok. “Ben böyle düşünüyorum” demesi yetiyor; düşüncenin neye dayandığı kimsenin umurunda değil.

Eskiden bilmeyen susardı.
Şimdi bilmeyen kürsüde.

Bilgi emek ister çünkü. Okumayı, dinlemeyi, yanılmayı göze almayı… Cehalet ise kolaydır. Hazır cevap sever, kesin konuşur. En çok da karmaşık meseleleri basit cümlelere indirmeyi. Siyah-beyaz bir dünyada yaşar; griye tahammülü yoktur.

Sosyal medya bu cesaretin en büyük sahnesi.
Herkes uzman, herkes bilirkişi, herkes hâkim. Bir başlık, bir video, bir söylenti… Yetiyor. Gerisini zihin tamamlıyor. Yanlış bilgi düzeltilmiyor, sadece daha yüksek sesle tekrar ediliyor.

Ve ne acıdır ki bilgi, çoğu zaman savunmada kalıyor. Çünkü bilgi şüphe duyar. “Emin değilim” der. “Araştırmak lazım” der. Bu çağda bunlar zayıflık sanılıyor. Oysa gerçek cesaret tam da burada başlıyor.

Cehaletin bu kadar rahat olmasının sebebi belki de şu:
Kimse bedel ödemiyor.
Yanlış söylemenin, yanlış yönlendirmenin, yanlış yargılamanın bir karşılığı yok. Aksine alkış var, beğeni var, görünürlük var.

O yüzden cehalet bugün sadece bilgisizlik değil;
bir tercih.

Bilgi ise hâlâ ağır.
Sorumluluk yüklü.
Vicdan istiyor.

Belki de yapılacak şey yine çok basit ama zor:
Bilmediğimizi kabul etmek.
Sormaktan utanmamak.
Her fikri savunmak zorunda olmadığımızı hatırlamak.

Çünkü bilgi çağında cehalet bu kadar cesursa,
bilgi de biraz daha onurlu bir direniş göstermeli.

Sessiz, sakin ama sağlam.

Sayılarımla,Turan YAZAN