Ben Nebahat Ünal. Bu köşede yıllardır hayatın içinden yazıyorum; çünkü en derin duyguları, en gerçek deneyimleri yaşayanlar en iyi anlatır. Bugün ailedeki rollerden, erkeğe ve kadına düşen görevlerden söz etmek istiyorum. Özellikle de bir anne olarak, bu sorumlulukların ağırlığını yıllarca omzumda taşımış biri olarak…
Bir aile kurmak kadar, onu ayakta tutmak da büyük bir çabadır. İki insan bir araya gelir, hayaller paylaşır, çocuk sahibi olur. Ama roller dengeli paylaşılmayınca, saygı azalınca, yük bir tarafın omzuna fazla binince zorluklar başlar. Ben bunu kendi hayatımdan ve etrafımdaki pek çok hikâyeden biliyorum. Çocuklarımın annesi olarak, hem evi hem işi hem de her şeyi tek başına sırtlamanın ne demek olduğunu yaşadım.
Kadına düşen görevler toplumda hep ön planda: Evin düzeni, çocukların bakımı, yemek, temizlik… Ama bir kadın hem çalışıp geçim derdine düşüyorsa, hem de bütün ev sorumluluklarını üstleniyorsa, o yük zamanla çok ağır gelir. Ben yıllarca öyle günler geçirdim. Sabah erken kalk, çocukları hazırla, işe koş, akşam dönünce yine koşuşturma… Ve tüm bunları yaparken “Bir el daha olsa” diye içimden geçirildi.
Erkeğe düşen nedir peki? Geçimi sağlamak önemli, evet. Ama sadece maddi katkı yetmez. Koruyucu olmak, çocuklarla vakit geçirmek, eşe duygusal ve pratik destek vermek… Bir erkek “Ev işleri kadının görevi” deyip kenara çekilirse, o denge bozulur. Etrafımdaki çiftleri izliyorum: Hâlâ aynı anlayışla yaşayanlar var. Erkek yorulduğunu söylüyor, kadın ise zaten tükenmiş halde. Sonra bir bakıyorsunuz, o ailede mutluluk azalıyor, uzaklaşmalar başlıyor.
İslam’ın ilk ailesine bakalım mesela. Hz. Ali ile Hz. Fatıma (radiyallahu anhuma) evlendiklerinde çok fakirdiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) eve iş bölümü yaptı: “Ev içi işler Fatıma’ya, ev dışı işler Ali’ye ait olsun” dedi. Hz. Fatıma su taşır, değirmen çevirir, ev süpürürdü. Hz. Ali ise odun getirir, pazar alışverişini yapar ve eve yardım ederdi. Bir gün Hz. Fatıma ellerindeki nasırlardan yakınınca, babası ona sabır ve tesbihi öğretti. Ama en güzel örnek şu: Hz. Ali asla “Bu kadın işi” demedi. Eşi yorulduğunda hemen yardıma koştu. Onların evi, karşılıklı saygı ve fedakârlık üzerine kuruluydu.
Bugün bizler neden bunu başaramıyoruz? Kadın çalışıyorsa erkek evde elini taşın altına koymalı. Çocukların bakımından bulaşık yıkamaya kadar. Kadın evde kalıyorsa, erkek ona değer vermeli, takdir etmeli, yükünü paylaşmalı. Sevgi, sözle değil eylemle gösterilir. Paylaşılmayan sorumluluk, zamanla sevgiyi de yorar.
Sevgili erkekler, eşinizin yorgunluğunu görün, yükünü hafifletin ki o da size güç verebilsin. Sevgili kadınlar, siz de eşinizin zorluklarını anlayın, ona alan tanıyın. Ve lütfen, çocuklarınız için olsun, o dengeyi kurmaya gayret edin.
Ben evlatlarımı büyütürken çok şey öğrendim. Zor oldu, ama şimdi onlar yanımda dimdik duruyorlarsa, bu çabaların meyvesi. Yine de inanıyorum ki, karşılıklı anlayışla kurulan aileler daha güçlü olur.
Allah hepimize güzel yuvalar nasip etsin; birbirimize destek olmayı, saygıyı öğretsin.
Sevgiyle kalın,
Nebahat Ünal



