Nebahat ÜNAL


1980’LERDEN BUGÜNE

1980’ler… Çocukluk ya da gençlik yılları o döneme denk gelenler için hâlâ bir başka tatlıdır. Tek kanal televizyon, sokakta top koştururken komşu teyzenin “gel çay iç” diye seslenmesi, kapıların kilitlenmeden yatılması, düğünlerde herkesin aynı tencereden yemek yemesi…


O yıllarda para vardı ama hayatın merkezi değildi.Aile geniş bir ağdı. Baba çalışır, anne evi çekip çevirir, dede nine torunlara masal anlatır, amca dayı bayramda el öptürürdü. Para azdı ama herkes birbirine benzerdi. Aynı mahallede oturanlar arasında uçurum yoktu. Zengin-fakir ayrımı keskin değildi; orta halli olmak normaldi, lüks uzaktı. Arabası olan azdı, varsa da “ne güzel” denip geçilirdi. Kimse kimseyi kıskanmaz, kimse kimseye hesap sormazdı.

Ekonomik olarak toplum nispeten eşitti. Enflasyon yüksekti, zamlar peş peşe gelirdi ama maaşlar da buna göre ayarlanırdı. Memur, işçi, esnaf… Hepsinin aldığı para birbirine yakındı. Çocuklar aynı okula gider, aynı kıyafetleri giyer, aynı sokaklarda oynardı. “Marka” diye bir kavram neredeyse yoktu. Kot pantolon herkesin hayaliydi ama giyen-giymeyen ayrımı yapılmazdı.Şimdi ise her şey tersine döndü.Para artık sadece geçim aracı değil; statü, değer, hatta insanlık ölçüsü haline geldi. Eskiden “ne iş yapıyorsun” diye sorulurdu, şimdi “ne kadar kazanıyorsun” diye soruluyor. Aile içi ilişkiler bile paranın gölgesinde şekilleniyor. Çocuklara harçlık vermek yerine “notun kaç olursa şu kadar para” deniyor. Anne-baba-çocuk arasında sevgi yerine beklenti konuşuluyor. “Bana bakmazsan gelmem” diyen evlatlar, “para vermezsen torun göstermem” diyen büyükanne-büyükbabalar… 

Bunlar 40 yıl önce akla gelmezdi.Eşitsizlik uçuruma dönüştü. Aynı mahallede bir yanda lüks rezidans, diğer yanda kira ödeyemeyen aile… 

Eskiden komşu çocuğunun ayakkabısı yırtık diye utanmazdık, şimdi çocuğun telefonu eski diye utanılıyor. Sosyal medya bu uçurumu daha da derinleştirdi. Herkes birbirinin “en güzel” anını görüyor, gerçek hayatını görmüyor. Kıskançlık, haset, “ben niye böyle değilim” duygusu 7/24 pompalanıyor.

Zararlı hale gelen şeyler çok net:

  • Aile bağlarının para üzerinden ölçülmesi
  • Çocukların sevgiyi değil başarıyı ve parayı öğrenmesi
  • “Yeterince zengin değilsen değersizsin” algısı
  • Komşuluğun, akrabalığın, dostluğun yerini bireyselliğin ve rekabetin alması
  • Herkesin birbirine “gösteriş” borcu hissetmesi
  • Gençlerin “zengin olmalıyım yoksa başarısızım” diye depresyona girmesi

İyiki gelenler de var elbette:

  • Kadınların iş hayatına daha çok katılması, ekonomik bağımsızlık
  • Sağlık ve eğitimde erişimde yaşanan bir miktar ilerleme
  • Teknoloji sayesinde uzak akrabalarla bile görüşebilme
  • Bazı ailelerde hâlâ “biz birlikteyiz” duygusunun devam etmesi

Ama genel tablo hüzünlü. 1980’lerde para azdı ama huzur boldı. Şimdi para bollaştıkça huzur azaldı. Eskiden “hepimiz aynıyız” diye başlayan cümleler şimdi “bizimki senden iyi” diye bitiyor.Bir gün dönüp bakılacak: Biz şehre, paraya, gösterişe geldik… Ama birbirimizi, ailemizi, iç huzurumuzu bıraktık.

Nebahat ÜNAL